Açlık Grevi
Selamünaleyküm hocam. Geçen temmuz ayı içerisinde vicdanı reddimi açıklayıp tamamen şahsi imtihanım olarak gördüğüm sürece girdim. Rabbim muvaffak eder inş. Sizlerinde dualarını bekliyorum. Tahliye edildim ancak kısa bir süre içinde tekrar alınabilirim, daha önce bu eylem tarzını geliştiren anti-milatirist şahıslar cezaevindeki koşulları kendi adlarına hafifletme adına açlık grevi yaparak başarılı olmuşlar. Benzer süreci yaşayabilecek biri olarak açlık grevi yapmam caiz midir? İslam tarihinde herhangi bir örneğe rastlamadım, aydınlatıcı bilgi verirseniz sevinirim. Selametle.

Aziz kardeşim,

Sivil itaatsizlik eylemini destekliyorum, takdir ediyorum. Bu konuda bir makale de kaleme almıştım. Muhammed Ali Vietnam savaşına sicil itaatsizlik eylemi yaparak katılmadığında onu vatan hainliğiyle suçlayanlar, daha sonra insanlık haini olduklarını ve Vietnam Savaşı’nın insanlığa ihanet olduğunu itiraf etmek zorunda kaldılar.

Sualiniz şu: "Açlık Grevi”nin İslam'daki hükmü?

Bu bir "mücadele" biçimidir. Mücadele kimin yolunda yapılırsa, ona göre hüküm alır. Allah yolunda yapılan bir hak mücadelesinin hükmü bellidir. Eğer ortada bir zulüm ve haksızlık varsa, o zulmü ortadan kaldırmak her mü’minin boynunun borcudur. "Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar savaşın" âyetinin açılımı "İnanca baskı kalmayıncaya ve zalimler Allah'ın koyduğu adil ilkeleri kabul edinceye kadar savaşın"dır. Allah yolunda "mallarınızla ve canlarınızla cihad edin" âyetinin kapsamına her türlü mücadele girer. Bu sorunun cevabında biz tüm başka ihtimalleri dışarıda tutarak sadece mücadelenin Allah yolunda olması seçeneğini tek seçenek olarak var sayıyoruz.

1. İslam tarihinde bunun herhangi bir örneği yoktur. Haddi zatında "sivil direniş" eylemleri genelde modern zamanlarda ortaya çıkan bir husustur. Bunun medya ve iletişim organlarının yaygınlaşması, haber ağlarının dünyayı sarması, uluslararası insan hakları standartlarının oluşması vs. ile alâkalı olsa gerektir.

2. Konuyla ilgili Kur’an’da yasaklayıcı bir hüküm var mıdır?

İlk akla gelen âyet "vela tulku enfusekum bi eydikum ile't-tehlüke" (nefsinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız) âyetidir. Bu âyeti bir savaşta öleceğini bile bile bir tür "harakiri" sayılan bir ölümün kollarına kendisini atan bir sahabi veya tabiiye "Kendini kendi elleriyle tehlikeye attı" deyip bu âyeti okuyanlara Ebu Eyyub el-ensari itiraz ederek, siz o âyeti tam tersi bir makamda kullandınız diyerek itiraz eder. O âyet cihaddan kadın, mal ve dünya sevgisi yüzünden geri kalıp kaçan Müslümanlar için indi ve Allah cihaddan kaçmayı “mü’minin kendi eliyle kendini tehlikeye atması olarak tavsif etti" demiştir.

3. Açlık grevinin ölümle neticelenmeyen boyutunda hiçbir beis görmüyorum. Hatta oruca niyet edilir ve Davud orucuna benzer bir biçimde muttasıl oruç tutulur.

Grevin ölümle neticelenmesi durumuna gelince:

Soru şudur: Kur’an’da "canlarınızla cihad edin" kapsamına ölümle neticelenen açlık grevi de girer mi?

Kur’an’da savaş veya cihad eden bir mü’min için Al-i İmran Sûresi’nin sonunda dört durum sayılır: "Hicret (kendisinin vatanını terk etmesi), vatanından çıkarılmak, Allah yolunda eza görmek, savaşmak (ve kâtelû: öldürüşmek) ve öldürülmek... Öldürülme hali bellidir. Onu çıkıyoruz. Bu âyette "öldürülmeden" bahsedilse de "ölme"den bahsedilmemektedir. Ama "ve la tekunu kellezine keferu li ihvanihim" diye başlayan bir başka âyet şöyle devam eder: "...ma mâtû ve mâ kutilû..." (Allah yolunda savaşan ve gaza eden din kardeşleri için "Eğer bizim yanımızda (uslu uslu) dursalar, ne ölürler ne öldürülürlerdi" diyen kâfirler/nankörler (kellezine keferu) gibi olmayınız)."

Burada yalnız "öldürülmek" değil, "ölmek" de işin içine giriyor. Bugün istişhad operasyonları da bu hükme dâhildir.

Kuzman olayının bir tahlili: Kuzman isimli sahabi Allah Resulü’nün ordusunda savaşmış ve ölmüştü. Annesi "Cennet sana helal olsun ey Kuzman" dedi. Efendimiz bunu duyunca "Ama o kahraman olmak için savaştı" diyerek şehitler için verilen bu garantiyi Kuzman'ın hak etmediğini ima etti. İlginç bir detay şuydu: Kuzman peygamber ordusunda savaşması Allah yolunda ölmesi için garanti olmamıştı. Evet, o Allah Resulü’nün ordusunun bir neferiydi, ama kahramanlık için savaşmış ve bunu da savaşta attığı naralarla dile getirmişti. İlginç bir detay daha: Kuzman yaralanmış, yaralarının acısına dayanamamış, kalbine dayadığı hançerinin üzerine abanarak ölümünü gerçekleştirmişti. Fakat efendimiz onun bu yanını kınamak yerine onun kahramanlık için savaştığını kınama yolunu tercih etmişti.

 

 SONUÇ: Bu sual, niyetlerin de işin içine dâhil olduğu bir alana ait bir sualdir. İşte bunun için hüküm yerine kendi hükmünüzü kendiniz vermeniz için sizin işinizi kolaylaştırıcı ayrıntılar zikrettim. Zira kalplerin özünü Allah bilir ve siz kendinizi daha iyi bilirsiniz. Rabb’im tüm yaptıklarınızı ve yapacaklarınızı rızasına mutabık kılsın.

Vesselam.

Yorumlar
Henüz Yorum Yapılmamış