Kur'an
Aziz Üstadım, Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullah. Meâlinizi hasretle bekliyordum. Fakat meâl çıktıktan sonra yaşadığım ağır hastalık ve ardından geçirdiğim ameliyattan dolayı meâli doya doya okuyup bitirmek nasip olmadı. El-Hamdulillah artık kendimi daha iyi vererek okuyabiliyorum. Meâli dikkatle birkaç defa okuyup bitirmeden bir şey yazmayacaktım. Fakat Yunus Sûresi’ni okurken öyle mest olmuşum ki heyecanımı yazmadan teskin edemedim. Meâl muhteşem! Eleştirmek veya isabetsiz bulmak ne haddime! Ben size talebe olmayı bahtiyarlık addetmişim. "Takıldığım yerler"den kastım anlamakta güçlük çektiğim yerler. Belki zamanla hepsi zihnimde çözülecek inşallah. Hocam, olağanüstü güzel… Bal şeker! Bu kadar tatlı olur… Ve bu kadar olur! Meâlin hepsini tek tek örnek göstermek gerekecek sanki! Nereye baksan bir güzellik! Al mesela; "…sefer menzillerimiz arasındaki mesafeyi uzat demeye getirdiler… (Sebe 19) Daha dipnota ne hacet! Ama dipnot derûni bir hakikati bir cümleyle özetliyor. Sonra "mutlak hakikate atıf olsun diye.." (yerini hatırlamıyorum) ne kadar tatlı bir ifade! Yine başka bir yerde şerrin Allah'a izafe edilemeyeceğine dair not… Enfal 7, not 9 harika! Bu güne kadar hiç üzerinde tefekkür etmemişim. "...kelamı aracılığı ile hakkı gerçekleştirmek" ne demek? Aziz Üstadım! Biz biliyor ve inanıyoruz. Bu meâl fevkalade bir emeğin ve derin bir ızdırabın ürünü... Bilmeyenler bilmesinler. Önkabuller, cehalet, sığ düşünme ve ilahiyatçılar arasındaki affınıza sığınarak söyleyeyim bevl yarışı, sırf eleştirmiş olmak için bir şeyler aramak, tabular, geçmişi kutsamak daha neler neler…alıştık bunlara..o eleştirilerden biri; adamın biri sizin meâldeki İhlas suresindeki "o doğurtmadı' ifadesine takmış…İzah ettim..Hristiyanlığın tanrı anlayışını birazda gramer anlatınca "doğurmadı" değil "doğurtmadı" nın daha isabetli bir çeviri olduğunu sanırım anladı. Artık cesaret aldım. Anlamakta güçlük çektiğim yerleri yazacağım. Fakat en az üç kere derin bir tefekkürle hatmetmek istiyorum. Fakat yazmışken daha önce sormayı düşündüğüm iki sual vardı. Bunlarla başlayayım dedim; 1. Yıllardır zihnime takılır.Sizin meâli alınca da ilk baktığım yer orasıydı.Davud kıssasında Davud'un affedilen günahı neydi? Ahd-i atikdeki rezil kıssayı kabullenmek elbette mümkün değil. Fakat 99 koyun kıssasında ilk muhatabın ve ahd-i Atike vakıf olan bizlerin ilk aklına gelecek olan da o malum kıssa idi. Hatta ilk müfessirlerin o malum hikâyenin masum versiyonunu bulma çabaları ya da kendimizi bu âyete bir not düşme mecburiyetinde hissetmemiz de bunun bir göstergesi değilmiydi? İmdi Kuran affedilen günaha atıf yapıp da günahı şerhetmeyince bir risk almış olmuyor mu?Yani ya 99 koyun hikayesini hiç zikretmeden vermek istediği mesajı başka bir yol ile yine verecekti veya kıssanın aslını verip zihinlerden pisliği temizleyecekti. Böylece yanlış anlaşılma riski ortadan kalkacaktı. Kıssada ki verilmek istenen mesaj açık . Açık olmayan husus mesajın neden spekilasyona maruz kalmış böyle bir kıssa ile verildiğiHamdi Yazır böyle bir anlama problemi sezmiş olmalı ki olayı suikast teşebbüsü ve Davud'un tevbesini de yönetimde meydana gelen zaaftan Allah'a sığınmak olarak yorumlamış. Kastım Üstad Hamdi Yazır'ın yorumunu onaylamak değil, O'nun böyle bir problemi görmüş olması Dostlarla bu kıssayı müzakere ederken şöyle bir yorum çıkmıştı:"Davud artık itikafı çok uzun tutar. Bu durum yönetimde bazı sorunlara yol açar Öyleki halk derdini anlatabilmek için hükümdarın huzuruna surları aşarak çıkar. Halkla yönetimin zirvesi arasında artık surlar vardır. Gelen iki kişi (belki iki melek) Davud'a sanki "senin ibadetin halkın arasına karışıp adaleti tatbik etmektir" mesajını verir. Yani "seni halife kıldık o halde hilafetin hakkını ver" ayrıca BEYNEN NAS adaletle hükmet demesi sorunun beynen nas olduğunu ima ediyor..Bu kıssa ile belkide artık neredeyse bunalmış ve ve içe kapanmak üzere olan Resulullah'a a.s.m (tıpkı Yunus kıssası ile verilen mesaj gibi yahut Eyyub kıssasındaki "kımılda" mesajı gibi bir mesajdır Bu konuda bir çok yorum üretilebilir...yorumlar mevzu bahis değil peki ne yapacağız? A-Kıssanın önünde ve ardındaki Davud'u yücelten ifadeler zaten olayı muharref Tevrattaki gibi anlamamızı imkânsız kılıyor. Dolayısıyla yanlış anlama riski böyle bertaraf ediliyor. O zaman kıssa yoruma açık bırakılıyor. Tefekkürün önü açılıyor. Yorumlar Davud'un durumu ve konumu üzre oluyor. Muharref tevratta ise kıssa takla attırılıyor. Her âyete bir sebebi nüzul bulma saplantısı gibi bir saplantıyla beni israilden biri menhus fantezilerini âyete sebebi nuzul gibi giydiriyor. B-İsrailiyattaki hikayenin bir aslı hakikatı var ama o hakikatin başına yolda feci bir kaza gelmiş. Yoğun bakımda tedaviye ihtiyacı var. Kuran da inşa ettiği zihinlere güveniyor ve Uriyah kıssasının masum versiyonunu tefekkürle bulmalarını bekliyor. C-Sadece sonuca odaklanmamız isteniyor "elinde 99 varken başkasının bir tanesine göz dikme" fakat o zaman yukarıdaki sorular cevapsız kalıyor. Fakat surenin giriş notu muhteşem! Eğer o not olmasaydı "bu surede Süleyman kıssasının işi ne" sorusu cevapsız kalacaktı. 2- Sebe 13 de "Ne ki samimi kullarım arasında bile şükreden kullarım pek azdır" çevirisinde "samimi kullarım" ın âyetteki karşılığı nedir? "abden lena" ile "abdina" arsındaki farktan(İsra suresi) yani abdin Rabbe direkt izafetinden mi? Dua ve kemal-i hürmetle ellerinizden öperim.

Sevgili Kur'an talebesi, aziz kardeşim,

aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu.

 

Benim bazı okurlarım Rabbimin bana eltafındandır. Onları ilahi bir "teşvik primi" gibi telakki ederim. Onlardan yeni birine kavuştuğumda, "Al işte! Rabbim bir tane daha bahşetti ki, yorgunluğumu, kırgınlığımı, ender olarak da insanlardan bezginlik ve bıkkınlığımı izale etmek için" derim. Siz de onlar arasındasınız. Rabbimin hediyesi olan okurlarımdansınız. Meal-i şerifin başında bin bir emekle gecelerken bazı ince manaların ve nüktelerin önüne gelir dururdum. "Şimdi bunu kim anlayacak ki" diye bir ses gelirdi sol tarafımdan. Sağ tarafım "Sen emek ver ve kayda geçir, Allah bugün olmazsa bir gün bir anlayıp kıymet bilen yollar" derdi. İşte Rabbim onlardan bazılarını fark eden basiretli telebeleri hem de daha mealin buğusu üzerinde tütüyorken yolluyor. Ben şükretmeyim de kim etsin?

Size geçmiş olsun bile demeyi unuttum. Rabbim ruhunuza ve aklınıza da' vermesin deva versin. Bedeninize şifa versin. 

Hz. Davud meseli ve meselesi konusundaki tahliliniz pek ariz ve amik olmuş. Maşaallah. Mealdeki açıklamalar kafi ve vafidir biiznillah.

Meal-i şerifi iyice sindirerek okuyun. Bir yerde aklınıza takılan sorunun cevabının ileride gelebileceğini hep hatırda tutun. Fakat gördüğünüz maddi hataları Aralık'ın sonunda topluca bana yollayın. Zira o tarihte esaslı bir tashihten sonra yeni baskıya geçilmesi planlanıyor.

Sizin adresinize üç adet meal yollamalarını isteyeceğim (ücret lafını geçmemiş kabul ediyorum, yoksa bu beni üzer). Fakat imza talebinize müsbet cevap veremediğim için beni umarım bağışlarsınız. Zira bugüne kadar bir tek mealime imza atmadım. Teeddüb ettim. O Allah'ın kitabı, benim değil ki. Elim varmadı imzalamaya. Özür diledim herkesten. Ama sizin için bir ara formül bulalım ve arasına imzalı bir kart koyalım. Şahit olur inşaallah. Mealin fazlasını istediğiniz gibi tasarruf edersiniz.

 

Gelelim sualinize:

Sebe suresi 13. ayetteki 'İbâdî ibaresine "kullarım" yerine "samimi kullarım" manası vermemin gerekçesini sormuşsunuz. Belli ki "samimi" sıfatının lafzi karşılığını merak etmişsiniz. Bu anlam metnin içinde mündemiçtir. "Kullar" Allah'a işaret eden "ye" zamirine izafe edilmiştir. üstelik azamet zamiri olan "na"ya değil samimiyet, ülfet ve kurbiyyet ifade eden "ye" ile izafet tamlaması yapılmıştır. Tam karşılığı "benim kullarım"dır. Bu zımnen: 1) Dikkat edin, başkasının değil yalnız benim kullarım; 2) Benimsediğim ve beni benimseyen kullarım; 3) Bana sadakatleri sebebiyle "benim" olmayı hak etmiş has kullarım; 4) Başkasına kul olmamış kullarım; 5) İzafet terkibi sanki nisbet ya'sı ile yapılmış bir nisbet ismi görüntüsü vererek adeta uzaktan da olsa "kulluğuma mensup" kokusu hissettirilmiştir.  İşte o "samimi" ifadesi bütün bu gerekçelere dayanan ibarenin yan anlamıdır. Peki bu gerekçeyi Gerekçeli Meale koyamaz mıydım? Olabilirdi, fakat durum o kadar açık ki, ihtiyaç olmadığı hissine kapılmışız demek ki...

 

Vesselam, veddua.

Yorumlar
Henüz Yorum Yapılmamış