Kur'an
1. Mü’min Sûresi 46. âyette şöyle diyor: Firavun ailesi ise şiddetli bir azabın pençesine düştü: Öteki dünyadaki ateşin ki o ateşe sabah akşam rastgele sokulacaklar: Nitekim son saatin gelip çattığı gün Allah "Firavun ailesini en şiddetli azabın içine atın" buyuracaktır, deniliyor. Çoğu müfessir bu âyeti kabir azabının delili olarak sunuyor zira son saatten önce de sabah akşam rastgele ateşe atılacaklar diyor. Yani büyük azaptan önce bir azap daha var. Ayrıca kabir azabının olduğuna dair çok da hadis var. En azından "kabir sıkmasa sad ‘ı sıkmazdı" deniyor. Fakat buraya yazmak için tam metnini bulamadım yine başka bir sûrede mealen "toplanma gününde kaldırıldıklarında insanlar bizi uykumuzdan kim uyandırdı diye soracaklar" deniyor. Eğer insanlar toplanma gününde yeniden diriltilmeden önce kendilerini uykuda sanıyorlarsa kabirde azap çekmemişlerdir anlamına gelmez mi? Sizce kabir azabı var mıdır? Bu konuda ne dersiniz? Varsa insanların uykudan uyanmalarını ve uyandıklarında hiçbir şeyden haberleri yokmuş pozisyonunda bulunmalarını nasıl açıklayacağız? 2. Yine Hac Sûresi’nde cehennem azabından bahsedilirken içeçek olarak verilen kaynar sıvının bütün iç organları yakacağı ve eriteceği söyleniyor (Çekilecek acıyı düşünebiliyor musunuz?). Hocam, sonlu bir dünyada insan nasıl bir hata yapıyor ki böyle bir azabı hakediyor. Peygamberimizin Allah’ın kulları üzerindeki rahmeti o annenin ( ki bu fukara kadın kendisine verilen bir hurma parçasının yarısını çocuğa direkt veriyor diğer yarısını ise süt olsun diye yiyor halbuki kendisi de oldukça açtır) çocuğuna olan rahmetinden daha fazladır dediği hadisle beraber düşünürsek yukarıda örneği verilen azap bu rahmetle nasıl bağdaşıyor?

CEVAP: Kabir azabı meselesi biliyorsunuz halledilememiş bir mesele…
Önce asıl: 1. Ahiret ğaybi bir meseledir. Dolayısıyla imana taalluk eder. Bir meselenin imana konu olması için delaleti ve sübutu kati nass olması şart. Kur'an'daki nasslar tev’il yoluyla konuyla irtibatlandırılmaktadır. Hadisler ise "kati nass" değildirler. Dolayısıyla bu mesele ne dinin özünü, ne de akaidi ilgilendirmektedir.


2. Yargıdan önce ceza olmaz bir adalet prensibidir. Adalet ise yargının esasıdır. Şu halde biz bu kadar sahih hadisi ve bazı âyet istidlallerini şöyle anlaşabiliriz: Ruhlar yargı gününü ya tutuklu olarak (suç delilleri sabit olduğu için) ya da tutuksuz olarak beklerler. Tutukluluk hali bir ceza değil ama cezaya mülhak bir haldir. Efendimizin "Kabir ya cennet behçelerinden bir bahçe..." diye devam eden hadisi de bunu ifade ediyor gibi… Bu takdirde mezkûr iki âyet arasındaki var gibi görünen çelişki de ortadan kalkar.


3. Razi buna şöyle cevap verir: "Eğer o kul sonsuz bir hayat yaşasaydı yine de küfründen dönmeyecekti. Bunu Allah bildiği için azabı sonsuz yaptı. Biliyorsunuz cehennemin sonluluğunu başta büyük sahabiler, İbn Teymiyye, İbn Arabi ve bir çok isim savunmuş, İbn Kayyım bu konuda Hadi'l-Ervah diye de bir kitap yazmıştır. Buna Kur'an'dan bazı âyetler de delil gösterilmiştir. Ne olur sanal ortamda halledilmesi mümkün olmayan böyle soruları     e-posta ile sormayınız. Buna zamanım asla elvermez ve yine yarım kalır cevap.

Yorumlar
Henüz Yorum Yapılmamış