3 - Özlü Sözler
Sözünü bilen kişinin / Yüzünü ağ ede bir söz Sözü pişirip diyenin / İşini sağ ede bir söz Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı Söz ola ağulu aşı / Bal ile yağ ede bir söz Kişi bile söz demini / Demeye sözün kemini Bu cihan cehennemini / Sekiz uçmağ ede bir söz Bir tek söz nelere kadirmiş meğer? Hem öldürür, hem diriltirmiş. Hem savaş keser, hem baş kestirirmiş. Bazen zehirli aşı bal ile yağ eden bir panzehir olur, bazen de cehennemi cennete çevirirmiş. Yeter ki söz ham olmasın, pişmiş olsunmuş. Bizim Yunus öyle diyor. Doğru söylüyor. Doğru söylediğini Kelime-i Şahadet´ten biliyoruz. Çünkü bir söz kişiyi küfür karanlığından imanın aydınlığına çıkarıyor. Yine Kelime-i Tevhid´den biliyoruz. O kelime ki, Nebi´nin ifadesiyle, bir tanesi Hak katında tüm evrenden daha ağır çekiyor. Yunus Emre söz medeniyetinin çocuğu. Bu yüzden sözün kadr u kıymetini biliyor. Bu yüzden sözün gücüne inanıyor. Bu yüzden sözün gücünü gücün sözünden üstün tutuyor. Zira Yunus´u yetiştiren medeniyetin kurucu aklını sözlerin şahı olan vahiy, yani Kur´an temsil ediyor. Elinizde tuttuğunuz ÖZLÜ SÖZLER, vahyin imbiğinden damıtıldı. 1992´de başlayıp 2008´de hitama eren tefsir derslerimiz sırasında sarf edildi kahir ekseriyeti. Birçok tefsir talebesi bu sözleri topladı. Bazıları bir inci saklar gibi özel defterlerde sakladı. Bu sözler dilden dile, gönülden gönle aktarıldı. El yazma nüshalardan çoğaltılıp dağıtıldı. Bazen ajanda, bazen dosya, bazen CD, bazen defter şeklinde bana da ulaştırıldı. Hepsinde ortak istek, bu sözlerin bir kitapta toplanmasıydı. Zira bu sözler "hap sözler" diyebileceğimiz spot cümlelerden oluşuyordu. Akılda kolay kalıyor, vahiyle aklını inşa etmek isteyen kişilere meramlarını ifade etme kolaylığı sağlıyordu. Bazen bir tek cümle, ancak bir kitap ile ifade edilecek bir hakikati taşıyabiliyordu. Israrlara fazla dayanamadık. Vahyin İmbiğinden Damıtılan ÖZLÜ SÖZLER´i bir kitapta toplayıp, söz medeniyetinin çocuklarına sunduk. Sahipli sözleri, emanete riayetin bir gereği olarak, sahibine nisbet ettik. Çok nadir olarak bize ait olmayan, fakat sahibini bilemediğimiz sözleri de naklettik. Onları "tırnak içine" aldık. Bu, o kadar önemli mi? Evet, önemli. Zira bir sözü sahibine nisbet ederek aktarmak, hem emeğe saygının hem de alıntı ahlakının bir gereğidir. Bu hassasiyetimize rağmen, ihtiyaten söylemeliyim ki, zihnimizin kayda aldığı ve fakat sahibini unuttuğu için sahiplendiği nadir sözler de olabilir. Eğer varsa, bu tür sözler için sahiplerinden huzurunuzda helallik dilerim. Bilir ve inanırım ki söz söyleyenin/yazanın neresinden çıkarsa, dinleyenin/okuyanın orasına varır. Dudaklardan çıkan sözler kulak kepçesinde kalır, yürekten çıkan sözler yürekleri bulur. Dilerim ki, benim sözlerim de yüreğimden çıkıp yürekleri bulsun. Vahyin İmbiğinden Damıtılmış ÖZLÜ SÖZLER, "özden sözler" olsun, siz okurların da özünü bulsun. Yürek toprağına bir tohum gibi düşsün, orada iman güneşi ve irfan suyu ile tuba ağacına dönüşsün. Sözümüzün özümüze, özümüzün hakikate ayna olması niyazımla.
Yorumlar
Henüz Yorum Yapılmamış