Peygamberimiz dinde haram koyar mı?

Peygamberimiz dinde haram koyar mı?

Değerli Hocam, Etleri yenen ve yenmeyen hayvanlar konusunda ilmihal kitaplarında yazılan şeyler hakkında oldukça sıkıntılıyım. Maide suresi 5. ayet ve bu ayetle hemen hemen aynı şeyleri haram kılan diğer bir kaç ayeti dikkate aldığımda aslında haram olmayan bir çok şeyin haram olarak ele alındığını görüyorum. Bunun sebebi olarak peygamberimizin bazı hayvan etlerini (örneğin et yiyen hayvanlar veya evcil eşek eti) haram kıldığını bildiren hadislerin olduğunu görüyorum. Sizin mealinizdeki açıklamaları okuduğumda bu tür yasakların yerel ve tarihsel olduğunu anlıyorum. Bu konuda sınırları en dar tutan mezhebin Hanefi mezhebi olduğu anlaşılıyor. Kuranda bir kaç kez geçen ve nelerin haram olduğunu gösteren ayetler varken Peygamberimizin koymuş olduğu bu tür yasakları tarihsel ve yerel olarak mı anlamalıyız. Acaba en son inen ayetlerden olan Maide suresi 5. Ayetin hadislerde bildirilen yasakları neshettiğini düşünebilir miyiz? Saygılarımla?

Aziz kardeşim,

Hz. Peygamber "Şârî" değil "Müteşerrî"dir. Haram koymaz, koysa koysa yasak koyar. Kendisi de bunu söylüyor: "Allah haram kılmadığı hiçbir şeyi haram kılmadım". Şu halde piyasada dolaşan hadislerin çoğu lafız olarak özensizdir. Lafzen değil manen nakledilmiş, nakleden insanlar bu ayrımı gözetecek çapta değildirler. 

Hayber'in ardından ehli eşek etini yasaklamış. Bu bir haram kılma değil, yasaklama. Gerekçesi yasağın kendisinden belli: Eşek savaşta personel ve cephane taşıyıcı...

Yabani eşek (zebra) niçin yasak değil? İş görmüyor da ondan! Aynı şey aynı hadisin devamı olan "pençeli yırtıcıları ve gagalı leşçil kuşları da..." kısmı için geçerli. Nitekim Hz. Aişe ve İbn Abbas bu hadisle Kur'an'da sayılanların üstüne ziyade haramlar getirildiğini kabul etmemişlerdir. Allah yasakları sayıp parantezi kapatmıştır.

 


Yasakları sayan ayetin "innemâ" hasr edatı ile başlaması budur. Şu halde Kur'an'ın haram kılmadığı yasaklar haram değil yasaktır ve ya konzonktürel, ya günün şartlarında sağlığa zararlı ve Tayyib olmayan, ya da Arap örfünün ve damak zevkinin ürünüdür.

 

 

Ayet-i Kerime'yi şöyle meallendirmiştim:
 

"Bugün, temiz ve güzel olan şeyler size helâl kılınmıştır. Üstelik, kendilerine daha önce vahiy gönderilmiş olanların yiyecekleri de size helâldir ve sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Ve (son vahye) inanan iffetli kadınlar ile sizden önce kendilerine vahiy verilenlerin iffetli kadınları -kendilerine mali güvence vermeniz, onları meşru olmayan yolla ya da gizli dost tutma yöntemiyle değil de meşru bir akitle- nikâhlamanız da (size helâldir). Kim imanı inkâr ederse işte onun ameli boşa gitmiştir; üstelik o âhirette zarara uğrayanlar arasında yer alacaktır." 

Gerekçesi de şu idi:

Âyette kitap ehline ilişkin iki husustan söz edilmektedir. Birincisi yiyecekler, ikincisi hanımlar. Ancak bu ikisi arasında bir fark vardır: Yiyeceklerde karşılıklı helâl kılınma açıkça ifade edilirken, nikâhlama konusunda sadece “onların kadınları”nın helâl kılındığı söylenmiştir. Müslüman erkeğin kitap ehli hanımla nikâhlanmasının cevazını ifade eden ibaredeki tek yönlülük dikkat çekicidir. Sonuç olarak âyet bir müslüman ile kitap ehlinin yiyeceklerini karşılıklı olarak serbest kılarken, bir müslüman erkeğin ehli kitap bir kadın almasını serbest kılmış, tersi bir duruma dair bir şey söylememiştir. Atâ, ehl-i kitabın kadınlarıyla evlenmeye izin veren âyetin ruhsat olduğunu, zira o zaman müslüman hanımların az olduğunu, kendi zamanında ise buna ihtiyaç kalmadığını söyler ve “ruhsat zail olmuştur” der (Râzî). Nihaî hükmü elbette İmam Atâ’nın vardığı sonuç değil âyet koymuştur. Fakat Atâ’nın bu yaklaşımı, vahyi maksat ve ruhunu gözeterek okuma konusunda ilk nesillerin yaklaşımına ışık tutucudur ve önemlidir. 

(Maide 5/5 Hayat Kitabı Kur’an Gerekçeli Meal-Tefsir)


Vesselam…