Akit okurlarıyla, yaklaşıkdört yıllık bir aradan sonra yeniden
beraberiz. Akit'i,henüz Vakit olduğu 1993-94 yıllarından beri takip
edenler, bu köşeyihatırlayacaklardır.
"Zaman ne de çabukgeçiyor Mona" diyordu ya şair Karakoç; işte öyle,
gazetenin adı dahil,o günden bu güne çok şey değişti. Akit kurumlaştı;
sesler değişti, manşetlerdeğişti, tirajlar değişti, dahası çığlıkların
tonu değişti.
Çünkü acılar, sancılardeğişti. Cinliler birine beddua edecekleri zaman
"Allah seni ilginçetsin" derlermi?. Galiba, bu ülke için birileri bu
bedduayı etti. Ertesigünün hangi sürprize gebe olduğunu kestiremeden,
ilginçlikler gayyasındadebelenip duran bir görüntüsü var bu ülkenin.
Buna "değişim" değil,basbayağı "yabancılaştırıcı başkalaşım" adını
vermeli. "Bu ülke,kendi değerlerine yabancılaşalı çok olmadı mı?"
dediğinizi duyar gibiyim.Elbette, zaten benim yukarda dile getirdiğim
"yabancılaşma"dankasıt da, bu ülkenin kendi öz değerlerine
yabancılaşması değil;kastım, bu ülkenin "kendi yabancılaşmasına da
yabancılaşması"; yani,kötü de olsa "bir şey olması" değil, "hiçbir şey
olamaması", her şeyi,ama her şeyi yüzüne gözüne bulaştırması.
Değişmeyene bak
"Ben batanları sevmem"diyordu Hz. İbrahim, batan yıldızın, ayın ve
güneşin ardından.Ben de sahte âşıkları sevmem. Aşkını değiştirenler,
satanlar, takas edenler,sahte âşıklardır. Sahte âşıkların sahici
maşukları olmaz.
Bazıları "şimdi sırasımı?" derse, çevir yüzünü; aşkın zamanı mı olur?
Kim bilmez "zamanıolan" her şeyin, bir gün gelip "zamanının
geçeceğini"; Onu,moda olana sevdalananlar düşünsün; bilumum sahici
âşıklar biliyorlarki; ne kadar yükseldilerse, sevdalarının ayaklarına
ulaşma çabaları sayesindeyükseldiler.
Aşkımızın umudumuzlayaşıt olduğunu biliyoruz. İşte bunun için umudumuz
da değişmedi. Sövüldük,dövüldük; itilip kakıldık; mağdur, mahkum ve
mazlum olduk; fakathiç umutsuz olmadık. Hâlâ namaz kılıyorsak, ümitvar
olduğumuz için kılıyoruz;hâlâ kurban ediyor, kurban oluyorsak; umudumuz
sürdüğü içindir. Çünkü,iyi biliyoruz ki, umudumuz, iman kandilimizin
yağıdır; biliyoruzki, imanımız en büyük imkanımızdır: "imkanım yok"
diyemiyoruz onun için,bunun "imanım yok" anlamına gelmesinden
korkuyoruz.
Bu "bilinç" olduğusürece, diri ve dik duracağımızı biliyoruz. Yeni bir
hayatın inşasınıngerekli olduğunu biliyoruz; yeni bir hayatın inşası
için yeni bir toplumuninşasının gerekli olduğunu biliyoruz; yeni bir
toplumun inşası içinyeni bir şahsiyet inşasının gerekli olduğunu
biliyoruz; yeni birşahsiyet için yeni bir bilinç, yeni bir zihniyet,
yeni bir hayat tasavvuruinşasının şart olduğunu biliyoruz.
"Ya çektiğimiz acılar?"dediğinizi duyar gibiyim. Hâlâ duymayan varsa
duysun: "Acı çekmekruhun fiyakasıdır." Acı çekenlere her şeyi
söyleyebilirsiniz;fakat "çirkinleştiklerini" asla söyleyemezsiniz.
İnanın bana, acı adamıgüzelleştirir. Şu halde neden hâlâ "Acı
çekiyorum, o haldevarım!" diyemiyorsunuz? Değil mi ki acı çekmek,
yaşıyor olmanın enbüyük delilidir; Ölü bedenler acı hissetmezler.
Bu köşenin amacı
Bu mütevazi köşe, kimseyi,kimseye ya da bir yere çağırmayacaktır;
herkesi kendisinegelmeye, kendisini bulmaya, kendisiyle tanışık,
bilişik, barışık olmayaçağıracaktır.
Bu köşe, okurlarına,"Saza niye gelmedin?" diye sitem etme şöyle dursun;
"saz'a ve 'gaz'a niyegeldin?" diye soracak, sorgulayacak, uyaracaktır.
Bu köşe, güncel olanınseline kapılıp giden ve olaylar hakkında "şu ne
der - bu ne der?"diye herkesin ne dediğini merak edip de "O ne der?"
diye sormayanlara,O'nun da her olay için bir dediği bulunduğunu,
olaylara O'nun baktığıyerden, yani ilahi kelamın penceresinden
bakmadan, O'nun nedediğinin bilinemeyeceğini hatırlatacaktır.
Bu köşenin amacı,elbette "vatan kurtarmak" olmayacaktır; ancak "vatan
kurtarıcılarının"ayaklarını bastıkları bir zemin olup olmadığını, bir
zemin varsa bu zemininsağlıklı olup olmadığını, dahası "kurtarıcılar"ın
kendilerinin ne kadar"kurtulmuş" olduklarını kendi usulünce
sorgulayacaktır.
Herkes gibi bu köşeninyazarı da bilmektedir ki, bu ülkenin sorunu
"insan" sorunudurve insan kumaşının kalitesi yükselmeden, ne hayatın,
ne toplumun, ne siyasetinve ne de ticaretin kalitesi yükselecektir.
Esasen, toplumsaldeğişmenin Yüce Kitab'ta kayıtlı olan yasası da budur:
"Siz kendi öz benliklerinizideğiştirmedikçe, Allah da toplumunuzu
değiştirmeyecektir."
Geceyarısı, "yangınvar!" diye bağırmak, insanları rahatsız eder; fakat
"rahatsız olanların"yangından kurtulma ihtimalleri çok yüksektir;
rahatsız edilmeyenlerinise yanma ihtimalleri.
Bütün bu satırlardansonra, hâlâ "Hoşgeldin!" demeyi göze alanlar için
söylüyorum: Hoşbulduk!
( 22 Mart 1999 )