Ümmühan Atak (Gerçek Hayat Dergisi)
22/09/2008

Hayat Kitabı Kur'an isimli mealiniz yeni çıktı. İlk kez 'gerekçeli-notlu' tercüme görüyoruz.

Bu mealde 6 bin tane notu var. Meal zaten böyle olmak zorunda. Ben notsuz meali meal kabul etmiyorum. Kaynak dilin imkanlarını hedef dile taşırken zayi etmemek gibi sorumluluğu varsa mütercimin, bu sorumluluğu ancak notlarla yerine getirebilir. Çünkü kaynak dilin bizim önümüze sunduğu mânâ imkanı bir çok nedene dayalı olarak tek değil ki. Lafızda kelimeden, harekeden, cümleden, kıraat farklarından, kelimenin müşterekliğinden, farklı okumalardan ve daha başka nedenlerden dolayı metin önümüze çoğu zaman alternatif sunar. Mütercim bunlardan birini tercih eder, meale koyar. Peki ya tercih etmediğiniz! Onu neden tercih etmediniz! Okurun bunu bilme hakkı yok mu! Peki sizin tercih ettiğiniz isabetli değilse! Tercih etmediğini o manayı dışarıda bırakma hakkınız yok ki. O mana da metnin önünüze sürdüğü manadır. Hatta bazen bir zamir iki yeri birden gösterebilir. Bir kelime hem fail hem mef'ul olarak görülebilir. Kıraat farklılığı olabilir; ilk dönemlerde harekenin Arapça dil kurallarının olmayışından dolayı.

Okuduğumuz Kur'an-ı Kerim'lerde böyle açıklamalar yok ve bazen anlamakta zorlanıyoruz.

Türkçesinin de anlaşılmaması, notun olmamasından. Hatta bazen Allah'ın muradı anlaşılır da, mütercimin muradı anlaşılmaz. Allah açık söylemiştir ama mütercim yolu kapatmıştır. Notlarla açılmış bir meal değil, 'gerekçelendirilmiş' bir meal bizimki. Tercih etmediğim manayı atmadım, aşağıda izah ettim.

Bunca zaman göz ardı edilmiş ve büyük bir kayba sebep olmuş bir detaydan bahsediyorsunuz.

Doğru. Kayıptan öte, bazen tercümeye bakarak Kur'an'dan soğutabiliyor mealler. Oysa hiçbir çeviri aslının yerini tutamaz. Hatta Kur'an'ın hiçbir çevirisi Kur'an'ın yerini tutamaz. Bu manada çeviriyi Kur'an zanneden bazı okurlar, çevirinin zaafını metnin zaafı zannederler ki bu büyük bir vebaldir. "Kur'an'a hizmet ediyorum" diyerek Kur'an'a yüklenmiş bir bagajdır. Onun için benim söylemeye çalıştığım da bu; madem işin tabiatı gereği böyle bir zorluğu var, öyleyse notlarla anlaşılır kılalım. Notlarla "Allah'ın muradı bununla şudur ey okur, bu meal bu muradı vermek için yetmez... Allah'ın buradaki muradını ben tam olarak yansıtamadım, notta tamamlıyorum" demektir. Notsuz mealin okunmasına da yapılmasına da karşıyım.

Belki de sırf bu eksiklik yüzünden tesettürün nasıl olması gerektiği konusu hep tartışıldı.

Nur Suresi'nin 29. ayetini tek olarak ele aldığınızda, Kur'an'ın tesettür konusundaki hakikatini anlayamazsınız. Tesettür konusunda önünüze serdiği büyük tabloyu görmeniz lazım. Ahzap 59'u görecesiniz. Araf suresinde geçen konuyla ilgili ayeti göreceksiniz. İlk insan Adem'in, elbise giyme ihtiyacını nerden duyduğuna ilişkin hadisenin anlatıldığı kıssanın ayetlerini göreceksiniz. Bunları yan yana getireceksiniz ki Kur'an'ın tesettür konusunda çizdiği büyük tabloyu göresiniz. Bunu not yapacak işte. Not kolaylaştıracak. "Ey meal okuru, ey Kur'an'ı okumak, anlamak isteyen insan. Bu bir parça, bu parçayı şu bu parçayla yan yana getirerek oku."

Sizin yine bu çaba çerçevesinde imza attığınız Kur'ani Hayat isimli yeni bir dergi çıktı. Sadece Kur'an'ı anlatan ilk dergi olmalı Kur'ani Hayat...

Hiç şüphesiz dini dergiler çok çıktı ama böylesine meseleyi birebir ele alan, Kur'ani hayatı merkeze alan dergi olmadı. Kur'ani Hayat dergisi, Kur'an'a bir hayat kitabı olarak bakıyor. Bu çok önemli; Kur'ancılık yapmıyor, Kur'ani hayata davet ediyor.

Kur'ancılık!

Simitçilik, kömürcülük gibi, bir şeyi satmak. Bir şeyin propagandisti olmak, bir şeyle entelektüel düzeyde ilgilenmek sadece... Kur'ani Hayat dergisi, Kur'an'ı bir hayat kaynağı, bir hayat biçimi olarak görür. Hayatının her alanında Kur'an'ın söylediği sözü hayata taşımaya gayret eder. Kur'an, hayatın, sosyal, bireysel, ekonomik, siyasal, toplumsal, ilmi, zihni, askeri, sanatsal, sportif... ne kadar alanlı varsa, o konuda Kur'an bize rehberlik yapar, yol haritası verir. Kırmızı çizgileri çizer. İşte Kur'an'ın, hayatın tüm alanlara dair söylediklerini bir titizlikle, ince bir işçilikle, anlaşılabilir bir dille ve Kur'ani bir hayatı yaşamaya çalışan insanların üzerinden vermeye çalışan bir dergidir Kur'ani Hayat.

Kur'ani Hayat dergisini çıkarırken maksadımız aslında bizi muhtaç olduğumuz "vahyi anlamak" hakikatini en azından kendimiz için yerine getirmekle bu vazifeyi, bu mükellefiyeti ifa etmekti. Bizim yola çıkışımız başkalarına bir şey vermekten çok, kendimize Kur'ani hayat misyonu çizmek ve Kur'ani hayat nasıl yaşanır sorusunun cevabını kendimize vermek. Tabi biz bu cevabı verirken başkaları da istifade etmiş olacaktır. Kur'ani Hayat inşallah ömrü kadar devam edecektir. Ama şunu söyleyeyim; "İnsanlık girdiği krizden vahiysiz çıkamayacaktır." diyenlerin dergisidir. İnsanlık bir krize girmiştir ve ideolojiler yüzyılı bitmiştir. İdeolojilerin insanlığa vaat ettiği bir şey kalmamıştır ve vaatlerin tam tersine yoksulluk, küresel düzlemde bir felaket vermiştir ideolojiler yüzyılı. Şimdi insanlık tevbe etmek istiyor. "İlahi müfredat programının hayata uygulanması için Rabbimizin okulunda okumak istiyorum" diyen herkes Kur'ani Hayat'a okur olmalıdır.