Siyaset niçin yapılır?
03/09/2005

Siyaset üç şey için yapılır:

1. Komisyon için.

2. Vizyon için.

3. Misyon için.

Misyonsuz siyaset yapanlar, genellikle siyaseti komisyon için yaparlar. Yap siyasetini al avantanı cinsinden.

Bu memleketin başına öteden beri tebelleş olan mebzul miktarda siyaset komisyoncusu vardır. Siz komisyoncu siyasetçiyi çok iyi tanırsınız. O, milletin malını babasının malı sanır. Pişkindir. “Verdimse ben verdim” diyen bir tiptir mesela.

Siyaseti komisyon için yapar. Onun için de hiçbir misyonu yoktur. Hiçbir sabitesi yoktur. Önderi Makyavelli’dir. Tek ilkesi vardır: Çıkar. Siyasetinin ekseni yoktur. Aslında kendisinin ekseni yoktur. Onun için tek eksen vardır: Dün dündür bugün bugündür.
Komisyoncu siyasetçi, kendisini “düdükçü” yerine koyar. İşi, parayı verene düdüğü çaldırmaktır. Hepsi bu.

İkincisi vizyon için yapar. Siyaseti vizyon için yapanlar, onun “havasına” tav olurlar. Görenler önünde düğme iliklesinler, “vekilim” desinler, “başkanım” desinler, “efendim” desinler, “bakanım” desinler de, canını alsınlar.

Dedik ya, onun siyaset yapma gerekçesi “vizyon” içindir. Siyaset kendisine albenili bir vitrin sağladığı için siyasete soyunmuştur. Her şey gösterişe ayarlıdır. Siyasete kattığı en ufak değer olamaz böylelerinin. Aksine kendileri siyasete “değer almak” için girerler. Çünkü kendi başlarına her hangi bir değerleri, her hangi bir kıymetleri yoktur.

Oturdukları koltuğa değer katmazlar. Aksine tüm değerleri o koltuktan aldıklarıdır.

Bazen öylesine değer yoksunu olurlar ki, sırf bir vitrine dönüşürler. Böylesi durumlarda sırtlarındaki elbise içindekinden daha fiyatlı olabilir.

Siyaseti komisyon için yapanlar siyasetin “eşek arısıysalar”, siyaseti vizyon için yapanlar da siyasetin “yalancı peteğidirler”. İçlerinde bal olmaz. Balsız petek olmak onları pek de rahatsız etmez. Geriden petek gibi görünmelerini kârdan sayarlar.

Üçüncüsüne gelince...

Bunlar siyaseti misyon için yaparlar. Ne komisyon için yapmaya, ne de vizyona tav olmaya tenezzül etmezler.

Misyonları bittiğinde siyasette onları kimse tutamaz. Onlar bal tuttukları parmakları bile yalamak yerine yıkamayı tercih ederler. Elleri yapış yapıl değildir. Siyasetin katma değeridirler.

İyi de, bir şeyi misyon için yapmak, ancak belli bir “iddia”, bir “dava”, bir “ideal” sahibi olmakla mümkündür.

İdeali olmayanın misyonu mu olurmuş? Davası, iddiası olmayanın misyonu ne ola ki?

Siyaset yapan eğer Müslüman biriyse, elbette onun davası “iman davası”dır. O yaptığı siyaseti imanından bağımsız değerlendiremez. Allah’sız bir hayat alanı tasavvur edemez. Ederse Müslüman olamayacağını bilir. Siyaset alanını da Allah’tan arındıramaz Müslüman.

Dolayısıyla o, “Paranın dini imanı mı olurmuş?” deyip de dinsiz imansız parayı yücelten, yani manevi bir “kara para aklama operasyonu” yapanların durumuna düşmez. Kara siyasetten kaçar. “Siyasetin dini imanı mı olurmuş?” demez, diyemez. Onun için insanın tüm eylemleri dinli imanlı ve ahlaklı olabileceği gibi dinsiz imansız ve ahlaksız da olabilir.

O ne yaparsa yapsın yaptığının “salih amel” olma niteliği kazanması için çaba sarf eder. Siyaset de bir ameldir. Dolayısıyla siyasetin de “salih” olanı, “kazip” olanı, “fasık” olanı, “facir” olanı vardır. Fasık ve facir siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçar. Salih siyaset yapmak için çırpınır. İşte siyaseti misyon için yapan bir mümine düşen de budur.